OSMANLI İMPARATORLUĞU ÖNCESİ İSTANBUL’A GENEL BAKIŞ -1-

Mini-Yazı dizisi ve fotoğraflar: Ayşe ÖVÜR
İstanbul*, hem Avrupa ve hem de Asya kıtalarında toprakları olan tek büyük şehirdir. Üzerinde binlerce yıldır kesintisiz yerleşim süren İstanbul, bin beş yüz seneden fazla imparatorluklara başkentlik yapmıştır. Bugün de Türkiye’nin siyasi olmasa da kültürel başkenti kabul edilir. Tarih boyunca pek çok farklı din, dil, kültür sınırları içinde bir arada yaşayabilmiştir. İstanbul’u gezenler yan yana inşa edilmiş kiliseler, havralar, camiler görebilirler.

Şehrin geçmişine göz atmak istersek şaşırtıcı verilerle karşılaşırız. İstanbul’un tarihini araştıran arkeologlar binlerce yıl öncesine dayanan insani yerleşim tabakalarına ulaştılar. Şimdiye değin yapılan kazılarda Avrupa kıtasında kalan Küçükçekmece Gölü çevresinde üç yüz bin yıl önceye ait buluntular tespit edildi. Sadece burada değil Asya kıtasında yer alan bölümünde de tarih öncesi dönemlere ait farklı yerleşim tabakalarına rastlanmıştır. İstanbul’un son sürprizi ise geçtiğimiz yaz aylarında yapılan metro kazılarında ortaya çıktı. 2017 yılı yaz aylarında İstanbul’un ortası sayılabilecek Beşiktaş’ta metro inşası için yapılan kazıda Neolitik döneme tarihlenen (yaklaşık M.Ö 4 binli yıllar) mezar buluntuları tespit edildi. Tesadüf eseri ortaya çıkan bu eski yerleşim alanında arkeolojik kazı çalışması halen devam ediyor. Bu çalışma sayesinde önümüzdeki günlerde İstanbul tarihi hakkında önemli bilgilerin açığa çıkması bekleniyor.

2004 yılında yine metro inşaatı sırasında bir kıyı semti olan Yenikapı’da önemli tarihi eserlere ulaşılmıştı. Uzmanlar, kazıyı Doğu Roma İmparatorluğu katmanında  sonlandırmayıp daha alt tabakalara inmeye başlayınca mutlu olacakları büyük bir sürprizle karşılaştılar. Karşılarına tam sekiz bin yıl önce yaşamış ilk İstanbullulara ait yüzlerce ayak izi çıktı! Metro inşaatının uzun süre durmasına neden olan Yenikapı kazılarında ulaşılan ayak izleri, özenle bulundukları alandan alınarak araştırılmak üzere İstanbul arkeoloji müzesine taşındı.

Yenikapı metro istasyonunun iç tasarımında bu arkeolojik buluntularından ilham alındı. Duvar panolarında, tavan vitraylarında buluntuların resimleri kullanıldı. Türk kültür bakanlığı halen Yenikapı Metro istasyonun hemen bitişiğinde büyük bir müze inşası için proje geliştirmektedir. İnşaata 2019 yılında başlanması planlanmaktadır

Tarih öncesi yerleşimlerine kısaca göz attıktan sonra bugün üzerinde yaşadığımız İstanbul’a geri dönüp bakmak istersek M.Ö 7. yüzyıla gitmemiz gerekir. Çünkü

bilimsel araştırmalara göre bugünkü İstanbul şehri M.Ö 7. yy’da Topkapı Sarayının da bulunduğu Sarayburnu’nda küçük bir alanda kurulmuştur. Burası denizden hafif yüksekçe üç tarafı denizle çevrili bir burun olduğu için balıkçılık yapmaya ve tarım ürünleri yetiştirmeye oldukça elverişlidir. Aynı zamanda gemi geçişlerini gözetlemek için de uygundur.

Peki bugün üzerinde yaşadığımız İstanbul’u kimler kurdu? Şehir birbirinden renkli kuruluş söylencelerine sahiptir ama içlerinde en tanınmış olan Kral Byzas’ınkidir. Söylenceye göre Kral Byzas doğup büyüdüğü Yunanistan’ın Megara kentini terk edip kendine yeni bir şehir kurmak isteyince kahinlere danışmış. Kahinler ona “Körler Ülkesi”nin karşısındaki verimli araziyi önermiş. Bu kehanetin anlamını çözemeyen kral yola koyulmuş. Byzas ve beraberindekiler Asya kıtasında yer alan Khalkedon’a gelince karşıdaki arazinin (Sarayburnu) tıpkı kahinlerin dediği gibi yerleşim için son derece uygun olduğunu fark etmiş. Bugün Kadıköy adı verilen Khalkedon’a, karşılarındaki verimli araziyi fark edemedikleri için “körler ülkesi” adı verilmiş.

Sarayburnu’nda Byzantion adıyla önce küçük bir yerleşim olarak kurulan şehir, stratejik konumu sayesinde sınırlarını genişletme imkanı buldu. Zaman zaman batıdan ve doğudan farklı toplumların saldırılarına rağmen uzun süre bağımsız  bir şehir devleti olarak varlığını sürdürebildi. Sahip olduğu stratejik konum sayesinde zengin bir ekonomiye sahip olan Byzantion M.Ö 196 yılında gücünü ve etki alanını devasa boyutlarda arttıran Roma İmparatorluğunun topraklarına dahil oldu ve hızlı bir Latinleşme politikasına tabi tutuldu.  Adı Latince Byzantium’a çevrildi.

Roma İmparatorluğu doğu ve batı diye ikiye bölününce, M.S 395 yılında Doğu Roma’nın başkenti seçildi. Bu olay İstanbul için bir dönüm noktasıydı.1453 yılına kadar 1058 sene boyunca kesintisiz Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti olarak kalacaktı. Mühendislik kabiliyetleriyle ünlü Doğu Romalılar başkentlerini görkemli ve rahat yaşanabilir bir şehre dönüştürmek istediler. Öncelikle sur duvarları genişletilip, sağlamlaştırıldı. Hipodrom ve Büyük Saray inşa edildi. Benzersiz kiliseler, pazar alanları, kamu binaları, dikilitaşlar, sütunlar, kuleler, sarnıçlar, şehir kapıları ile her geçen gün zenginleşen ihtişamlı bir şehir inşa edildi. İstanbul şehrinin karakterini oluşturan başlıca eserler arasında Aya Sofya Kilisesi, Aya İrini Kilisesi, Arkadius Sütunu, Konstantinus Sütunu, Markianos Sütunu, Theodosius Dikilitaşı, Galata Kulesi, Kız Kulesi, İmparator Valens Su kemeri, Aspar Sarnıcı ve Aetios Sarnıcı sayılabilir.

Şüphesiz inşa edilen mimari yapılar arasında en görkemli olanı 537 yılında yapımı tamamlanan Aya Sofya adındaki büyük kilisedir. Bugün müzeye çevrilerek sürekli koruma altına alınan  Aya Sofya, aslında aynı yere üst üste yapılmış üçüncü kilisedir. Yapının içinde Efes’ten Suriye’ye kadar pek çok farklı bölgeden gelen sütun ve mermer kullanılmıştır. 13. yüzyıldaki 4. Haçlı seferi sırasında yağmalandığı ve tahrip olduğu bilinse de farklı dönemlerde onarımlardan geçirilerek ayakta durması sağlanmıştır.

Doğu Roma İmparatorluğu veya diğer adıyla Bizans Devleti, 1453 yılında şehri kendisinden devralan Osmanlı devletini kültürel mirasıyla büyük ölçüde etkilemiştir. Osmanlı Saray teşkilatı, mimari eserler, sultanların unvanları, mutfak kültürü, müzik eserleri, sarayda vahşi hayvan beslenmesi, sokaklarda ayı oynatılması gibi birbirinden farklı pek çok kültürel öğe 1453 yılından sonra da yaşamaya devam etmiştir.

Bizans dönemindeki İstanbul, pek çok bilim insanına göre Klasik Yunan ve Roma imparatorluklarının son mirasçısıdır.

[*] İstanbul’un adı üzerine bir not: Türkler, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in padişahlığı döneminde İstanbul’u fethetti. Osmanlı İmparatorluğu  şehri fethettikten sonra ismini değiştirmedi ve Konstantiniyye adını kabul etti.  Osmanlı İmparatorluğu boyunca “Konstantiniyye”, “Stanpolis”, “Dersaadet”, “Asitane”, “Darülhilafe” ve “Makarrı Saltanat” olarak da farklı isimler de verildi. Bununla birlikte Konstantiniye en çok kullanılan isimlerden biri oldu.
1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da yedi yıl boyunca, 28 Mart 1930 tarihine kadar Konstantiniyye adı kullanılmaya devam etti. Bu tarihte kabul edilen Türk Posta kanunu ile şehrin yeni adının İstanbul olduğu resmi olarak duyuruldu. Konstantinopolis ve Konstantiniyye adları tamamen yürürlükten kaldırıldı. Bu isimleri taşıyan mektuplar kesinlikle kabul edilmemeye başlandı.
Bugün kullanılan İstanbul kelimesinin kökeni Rumca “Stinpolis” den gelir ve anlamı “şehre doğru” demektir.

 

AYŞE ÖVÜR İLE İLK ROMANI “SAHRA 1911” ÜZERİNE