GAZİANTEP: ANTİK BİR MOZAİK KENT CENNETİ

GÜNEYDOĞU GÜNCESİ – II: GAZİANTEP
(8 Ağustos 2018)
ZEUGMA ‘NIN TARİHÇESİ
“Belkıs/Zeugma Antik Kenti , Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri’nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.Kaynak: Zeugma Müzesi
Kahramanmaraş’tan yola çıktığımızda, aklımdaki ilk yer Zeugma Müzesi’ni görmekti…
Şehre girer girmez ve Zeugma Müzesi’nin de levhalarını görünce, otelimize yerleşmeden Müze’ye gidelim, dedim.

Bize bu kez Kahramanmaraş’tan Gaziantep’e olan yolculuğumuzda, hem Mutfak Müzesi’nin rehberi hem de Maraş’tan bir Lise öğretmeni eşlik etti.

Tek bilet mi yıllık müze kartı mı arasında bocalarken (daha öncesinde de hep yıllık almış ancak topu topu 1/2’den fazla kullanamamıştım); Gaziantep’de başka müzeler ve Urfa ve Mardin’de de ihtiyacım olabileceği düşüncesiyle, yine yıllık müze kartı aldım.

ZEUGMA MÜZESİ’nin önünden geçtiğimizde, müzeye doğrudan bir giriş veya yarım/bir km ötede bir giriş yoktu…

Resmen 10km kadar arabayla gittikten sonra nihayet geriye dönüş için bir çıkış bulup geriye döndüğümüzde neredeyse 20 km fazladan benzin yakmış ve müzeye giriş için de o sıcakta zaman kaybetmiştik!

İstanbul’da onlarca yıl çok sık yaşadığımız, 1 km yolu kulağının arkasından adeta beş kere döndürtülür. Tüm Türk halkı da onlarca yıl petrol şirketlerine, arabaların ömrünü de yarıya indirterek, insanların taksimetrelerde katlanan ücretlerle sürekli başa çıkma çabaları içinde bir günlük yaşam dayatılmıştır, onlarca yıl… Ve bunu her defasında tırmanan stress ve azalmış tahammülsüzlükler içinde yaşamış biri olarak, merak ediyorum: Hangi akıl o 2/5 km. geçmeyen yeri öyle bir zorunlu trafik yönlendirmesi veriyor?  Belki 5/10dk içinde gidebileceğiniz yere gitmek yerine resmen sizi trafikte arabanın içinde bazen yarım saat/bazen 45 dakika oturtmaya mecbur bırakırken, hem cebinizden cebinizden, hem sinirleriniz yıpratılarak ömrünüzden, hem içinde oturduğunuz araba yıpranıyor ve hayat işlemez/akmaz oluyor sonuçta… Bu durumda, ülkede kaybediyor kaynaklarını heba etmekten… Ve bunun tek bir kazananı var: Petrol şirketleri…

Bunun sadece bir İSTANBUL şehir planlayaMAMA sorunu olduğunu veya çok kötü ŞEHİR PLANLAMACILIĞI olduğu şeklinde düşünmüştüm… Gaziantep’deki Zeugma Müzesi’ne giderken benzer bir uygulamayla karşılaştım. Bu da yıllar yılı İstanbul trafiğinde birikmiş tepkilerimi depreştirdi.

Daha önemlisi, sadece bu kötü yollar-trafik yönlendirmesi planlamasıyla kimbilir her yıl kaç milyon ton benzin ziyan olmaktadır? Ya, insanların trafikte kaybettiği zaman, ise veya evine yetişme gerginliği, ceplerinden ulaşım için üçe-beşe katlanmış olarak çıkan bütçeler! Bu kötü şehir planlamacılığıyla kat kat artan masraflar… ve arabaların yıpranmasının hızlandırılması/ömürlerinin kısaltılması konusunda yıllardır, araba dahi kullanmamakla birlikte bu uygulama hep kafam takılmıştır.  Ve her keresinde İstanbul’da trafikte benzer bir çıkmaza düştüğümde, hangi akıl ile 40 yıl sonra dahi bu sorunu çözemediler? Neden ülkemiz bu konuda gelişmiyor ve geliştirilmiyor diye ne kadar kendi kendime sorgulasam da sonuç değişmiyor!

Bu keşmekeşi daha keşmekeş haline getirdiler, demekten kendimi alamadığım da çok olmuştur…

Dönelim Gaziantep’e…

Bu kez, Gaziantep’te trafik sorunu yoktu…

Ancak hangi akla hizmetle dünya çapında bir müzeye gidiş yolunda, İstanbul’daki “akıl yoksunu trafik uygulaması”nın bir başka versiyonu maalesef buraya da uyarlanmıştır? Ve NEDEN aynen AVM’lerde olduğu gibi hemen en kısa noktadan ve mümkünse doğrudan önünde/yanından girişler yerine 10 km kadar ileriye zorunlu gidiş ve 10 kim de aynı yönü tersine dönüş şeklinde zorunlu ve her bir yönü en az 10 km zorunlu up uzuuun bir U dönüşü sonucunda nihayet müzeye girebiliyorsunuz?

Bu nasıl bir şehir planlamacılığıdır? Anlayamadım!

Hele çok büyüdük, çok geliştik derken en temel şehir/çevre-trafik-ulaşım düzenlemelerinde bu hususlarda hep kulağının arkasını göstermek; sadece İstanbul’a mahsus değil genel bir anlayış olarak ülke sathina yayılmış olduğuna tanık olmak ise doğrusu daha çok üzdü…

Çünkü tek kelimeyle dünya çapında olan MUHTEŞEM ZEUGMA Müzesi’ne araç ile giriş – şehir ve trafik düzenlemesinde; bir AVM kadar maalesef ÖNEM VERİLMEMİŞ olması ise çok düşündürücüdür. İnsanların müzeye gitmesini teşvik ve kolaylaştırıcı değil, resmen caydırıcı bir ULAŞIM/TRAFİK mantığı uygulanmış! En azından bizim yaşadığımız/karşılaştığımız bu oldu…

Zaten müze sehir merkezinde değil ve öyle yürüyerek herkesin rahatça gidebileceği ve görebildiğim kadarıyla, şehiriçi otobüs/minüs hattının da geçtiği bir yol üzerinde de değil!

Hani dedim, bu müzeyi bu kadar görmeyi istemiş olmasam, madem 10km kadar uzağına düştük, neredeyse hadi devam edelim, geri dönmeyelim, dedirtecek bir trafik ve yol düzenlemesi yapılmış…

Bu konuda müzeye girişin, bir AVM’ye giriş kadar ve hatta ondan çok daha şehir planlamasında önemli olarak Gaziantep Büyük Şehir Belediyesi’nin ilgi ve değerlendirmesine sunarım.

ZEUGMA MÜZESİ’nin girişinin kulağının arkasıyla zorunlu bir trafik verilmiş olmasının dışında, gerçekten günümüz/çağımız insanını sorgulatan muhteşem eserler var.

*  *  *

ZEUGMA MÜZESİ; BİR MOZAİK CENNETİ de aynı zamanda….

Bu mozaik cenneti şehrimizde görmüş olduğum iki müze ve Belkıs Zeugma kalıntılarını hakkını vererek anlatmak, özellikle ciddi bir araştırma/kapsamlı bir okuma yapmadan çok eksik olacağı için, bu konuda bir foto-albüm de görsel olarak izlenimlerimi ayrıca yayınlayacagim. paylaşacağım. Bununla birlikte, Gaziantep’e gitmeden Zeugma Müzesi hakkında kapsamlı bir bilgi edinmek istiyorsaniz, ozellikle müze sitesinin ESERLER bolümünü mutlaka inceleyiniz.

Daha önemlisi, M.S. 2. ve 3. yüzyılda Güneydoğu Anadolu topraklarında bu eserleri yapabilmiş ve günümüze kadar uzanmış ve gün ışığına çıkartılmış eserlere bakınca; diyorum ki yok, yok, biz aynı insan türünün devamı olamayız!

Yoksa bugünkü teknoloji, gelişme, uzay çağı ve teknolojisi, iletişim ve dijital teknolojiler, üç boyutlu teknolojiye, mimarı tasarım/malzemede her türlü olanağa rağmen;

Nasıl bu kadar şehirlerimizi ve ülkemizi çirkinleştirmeyi başardık?

En başta doğayı sürekli tahrip ve insan unsurunu, nasıl bu kadar yok saymayı başardık? Ve ne adına?

Nasıl şehir şehir tüm ülkeyi, estetikten yoksun bir taş yığını çağına/geri döğrü dönüştürmeyi başardık?

Hem de gelişme-büyüme ve tüketimde modern yaşam ve akıllı teknoloji-akıl çağı adına?

Zeugma Müzesi’ni (5 Ağustos 2018) takiben, dün de (6 Ağustos 2018) Gaziantep Arkeoloji Müzesine gittim.

SEYİR TEPE, BELKİS ZEGUMA KAZI ALANI VE ÇADIRKENT’DEKİ GÖÇMEN KAMPI’NI ZİYARET ETME GİRİŞİMİ ÜZERİNE…

Bu bölüm, Seyir Tepe’de tanışmış olduğum üçü de Göçmen Kampları’nda Türkçe öğretmeni olan Servet Gede, Funda İnal ve Ayşegül Özmen arkadaşlara ithaf olunur…

Nizip’e günü birlik de olsa Gaziantep’ten gitmek istememin iki temeli vardı.

Birincisi, Fırat Barajı, diğer adıyla Nizip Barajı’nda sulat altında bırakılmış Zeugma mozaiklerinin ana yatağını yerinde görmek idi.

Öğretmen Evi’nde çalışan görevlilerden birine iki gün kadar kısa bir günde; en çok görülmeye değer yer olarak Seyir Tepe’yi önermiş olması sonucu İstanbul’dan yola birlikte çıkmış olduğumuz arkadaşım Elif Lale ve kızı Zeynep Nisan; Urfa’ya bir an önce geçmek için acele ettikleri ve akşam öncesinden onlar birlikte Urfa’ya geçmiş oldukları için, taaa oralara kadar ilk kez gitmişken, Seyir Tepe’yi mutlak görmek istedim.

Ve ertesi sabah önce Gaziantep otobüs garından Nizip’e ve Nizip’ten de Çadırkent’e giden ve tamamen Suriyeli göçmenlerle silme dolu bir minibüse ayakta binerek ve tam da bir yol kavşağında, tek bir insan görünmeyen bir noktanın, Seyir Tepe’ye gitmek için inmem gereken nokta olduğunu öğrendim, minibüstekilerden…

Minibüs’te Fırat Kültür Merkezi’nde çalışan genç bir bayan da benimle birlikte indi ve ben de oraya gidiyorum, orada çalışıyorum, dilerseniz birlikte yürüyelim, dedi…  Allah’tan şanslıydım. Başladık birlikte yürümeye… Sanırım 1 veya 2 km.lik bir yol… Tam da öğle sıcağına denk geldi.

Hani oranın Zeugma mozaik ve kalıntılarının ortaya çıkarıltıldığı ve antik şehrin de sular altında kalmış olduğu bilgisini taaa ilk Zeugma Mozaikleri ortaya çıkartılmış ve dünya basınında ve NYTimes da haber olduğu günlerden edinmemiş olsaydım; tam da yeryüzündeki huzur bulunacak doğanın henüz tahrip edilmemiş ve tüm güzelliğini sergilemekte ve huzur vermekte olan cennet bir yer ve Fırat Kültür Merkezi’nin de bu cennete ev sahipliği yapan bir yer olduğunu, düşünmemek ve hissetmemek mümkün olamayacaktı…

İşte FKM’de çay içerken benden sanırım yarım saat kadar sonra oraya gelmiş sonradan öğrenmiş olduğum üç öğretmen tam da benim yanımdaki masaya oturmuşlardı… Zaten ben gittiğimde, orada başka bir müşteri yoktu. Benden sonra bir tek onlar gelmişti.

İlk çayımı içip, etrafı görmek istedim ve Çadırkent hakkında orada çalışanlardan bilgi edinmeye ve oraya nasıl gidebileceğimi öğrenmeye çalıştım.

Uzaktan Nizip Barajı’nın sağ tarafında Çadırkent’in çadırları-kamplarını gösterdi. Nasıl gidebileceğim konusunda ise Kaymakandan izin alınmadan, girişlere izin verilmediğini söyledi.

Oradaki on bilgi edinme girişimlerimde, Nizip’te ev kiralarının ve satışlarının ikiye-üç’e katlanmış olduğunu, Suriyeliler’in sürekli çocuk doğurmakta ve her çocuk için Türk hükümetinden 1000TL maaş aldıklarını ve kamplardan birinin kapatılarak, onları Nizip’de apartmanlara, evlere yerleştirilmesi hedeflendiğini; onlara kira ve ev alımında teşvikler olduğu benzeri bilgiler edindim. Örneğin, mevsimlik yerel tarım işçilerinin iş bulmakta zorlandığını, çünkü Suriyeliler devletten fert başına almış oldukları maaşlarla, ödemedikleri ev kiraları, okul-öğrenim ücretleri vs.; erkekleri; örneğin günlük mevsimlik işçinin yevmiyesi 80TL ise onlar 40TL’ye çalışıyor oldukları için bu kez yörenin köylüsü/tarım işçisi işsiz kalıyor! Ve bölgedeki yerel halkın da Suriyeli göçmenlere genel tepkisinin bu eşitsiz, haksız ve adaletsiz, onlara sağlanmış olan avantaj ve olanakların bir bakıma yerel halktan esirgenmiş ve alınmış olarak onlara kaydırılmış olmasına yönelik; minibüste, otobüste, yolda kiminle konuşsam buna içerikte görüşler ve tepkiler aldım.

Taaa 2017 yılında Gaziantep’e hem Zeugma Müzesi’ni görmeye hem de göçmen kamplarını ziyaret etmek için gitmeyi hedeflemiştim. Kısmet olmamıştı. Bu kez artık resmen 3-5 km uzağındaydım. Nizip’e gidişimin ikinci hedefi olan Göçmen Kampları’na da gitmek istiyordum. Kime sorsam, “kaymakamdan özel izin gerekli, girişe izin vermiyorlar”, yanıtını alıyordum. Gerek Nizip’te gerek Gaziantep’de epi-topu 2 günümden son günüm orada… İşte bu amaçla oraya yeni gelmiş ve ikisi kadın biri erkek yan masada oturan ve çay içenlere de aynı şeyleri sordum. Bir süre masadan masaya konuşmaya başladık. Sonra beni masalarına davet ettiler.

O zaman öğretmen olduklarını ve Suriyeli Göçmen kamplarında Türkçe öğretmeni olduklarını öğrendim. Bu kez içime bir ümit doğdu. Acaba onlar bana Göçmen Kampı’nı görmem için yardımcı olabilirler miydi?

Bu düşüncemi paylaşınca, onlar da çok zor olacağını ama yine de deneyebileceğimizi söylediler.

İşte böyle bu kez onların arabasına binerek gittik halen Nizip Çadırkent’te faaliyette olan Göçmen Kampı’nın kapısına. Öğretmenlerden biri, indi  ve kapıdaki güvenlik görevlisiyle konuştu.

Yanıt: Hayır’di. Bu kez ben de indim. Rica, minnet… Nafile…

Daha önce edinmiş olduğum bilgiler tekrarlandı. Kaymakam’ın önüne bilfiil çıkıp izin kağıdı alabilirsem, ancak kampa girmeme izin verilebilecekti! Zaten saat akşam üzeri 4’e geliyordu ve o akşam da Urfa’ya geçecektim…

Ciddi bir hayal kırıklığıyla, taaaa Çadır Kent’deki Göçmen Kampı’nın önüne kadar gitmişken, giremeden-göremeden kapısından geri dönmek zorunda kaldım.

Boylece bugun biraz Gaziantep’in dışına çıkarak, önce Nizip’e Nizip Barajı’na tepeden bakan Seyir Tepe’ye gittim. Oradan da Belkıs ZeugmaMüzesi ne gittik.

Gittik, diyorum…

Çünkü, bu kez, Zeugma Fırat Tanıtma Merkezi’nde-FTM (diğer adı: Seyir Tepe’de; Zeugma kalıntılarının Nizip baraj sularının altında kaldığı yer) çay içerken tanıştığım ve  Çadırkent’te ki göçmen kamplarında Suriyeli çocuklara Türkçe öğreten üç öğretmen arkadaşla; Servet Gede, Funda İnal ve Ayşegül Ozmen ile birlikte gittik, Belkıs Zeugma kazı alanına/müzesine…

Özellikle de Çadırkent’deki göçmen kampının kapısından dönmüş olmamın hayalkırıklığını aşmama destek için öğretmen arkadaşlar, Belkis Zeugma Arkeolojik kazı alanını görüp görmedigimi sordular.

Zaten hayatımda o gün-o saatlere kadar oralara ilk kez adımımı atmıştım. Hayır, yanıtını verdim.

Tabii Gaziantep’de ki Zeugma Müzesi’ni gördükten sonra, orayı da mutlaka görmek isterim, dedim.

Böylece, üç öğretmen arkadaş ile birlikte ve onların arabasıyla Belkıs  Zeugma kazılarının yapıldığı yere gittik…

Orası da bir başka yeryüzü cenneti… Aynı zamanda arabada yolda giderken, ilk defa hayatımda Antep fıstığını mor ile pembe-pembe ağaç dallarında salkım-saçak görmekten ayrı bir heyecan ve sevinç duydum… Bunun sonucu, Göçmen Kampı’nın kapısından gerisin gerisiye dönmüş olmanın hayal kırıklığını, Belkıs Zeugma’yı görme heyecanıyla unuttum!

Zeugma Müzesi’nden bol bol fotoğraf çektik/çekindik, G.Antep Arkeoloji ve Zeugma Belkıs’tan ise (hand-on) video çektim.

Burada paylaştığım fotoğrafları, Funda İnal, Belkıs Zeugma kazı alanına gidiş yolunda kendi cep telefonuyla çekti.

Akşam 18:30’da Gaziantep’e geri dönmek üzere, bu üç ögretmen arkadaştan Nizip otobüs garından ayrılarak otobüse bindim.

* * *

Kahramanmaraş yolu üzerinden Gaziantep’e girişte Zeugma Müzesi’ne girişteki yol ve trafik güzergahındaki akıllara ziyan ve teşvik yerine caydırıcı bir şehir planlamasına insanların maruz bırakılmış olmasını sorgulayan yukarıdaki sorulara rağmen; Gaziantep’de insanlar samimi, yardımsever, misafirsever ve özellikle Türk medyasında yaygın ve etkin ve de oralara gidip görmekte ülke sathında çok caydırıcı rol oynamış ve onlarca yıl yaratılmış olan atmosferin tam tersine; İstanbul’dan gerek şehir olarak gerekse insanlarının çok daha güvenli ve yardımsever olduğuna bilfiil tanık oldum.

Örneğin, Nizip’e giderken otobüste yanyana oturduğumuz nişanlı bayan Nizip’e annesiyle ev bakmaya gidiyordu. Otobüste sohbete başlayınca, akşam Gaziantep’e dönüşte Annesiyle birlikte misafir olarak kalmaya davet etti. Annesi ve kendisi davetlerinde samimi idi. Nizip’ten ne zaman Gaziantep’e döneceğimi bilmediğimden ve gece dönünce Urfa’ya geçeceğimden nazik davetlerine olumlu yanıt veremedim.

Benzer bir daveti de Belkıs Zeugma’da tanışmış olduğum öğretmen arkadaşlardan aldım. Biz bavulunu getirtiriz, buradan Urfa daha yakın ve bizim misafirimiz ol, şeklinde.

Yine teşekkürlerimle ve öğretmen arkadaşlardan Nizip otobüs durağından Gazantep’e gitmek üzere ayrıldım.

Davetlerinde o kadar samimiydiler ve her biri diğerinden habersiz biri Gaziantep için diğeri Nizip için; Urfa’ya gideceğim akşam, onların misafiri olmam için ısrar ettiler… Bu beni çok etkiledi. Çünkü yıllar yılı New York’ta yaşayan biri olarak, burada böyle birşeye tanık olmadım. Sadece evlerinde gece yatısına davet edilmek üzerine değil, şahsen ben de kimseyi davet etmedim… Gerçekte edemem de… Bırakın eve otobüste, yolda tanıştığınız birini gece yatısına misafir etmek, insanlar aynı asansörde birbirine selam vermekten çekiniyor! Selam verene ise tuhaf tuhaf bakıyor!

Bu düşünsel karşılaştırma, Anadolu insanımızın çok güzel, yüreği temiz ve gerçek bir misafirperver topluluk olduğunu anımsattı… Neredeyse bu değerlerimizi unutmuşum…

Zaman ve imkanlarım olsaydı, Gaziantep’de bir kaç gün daha kalmayı çok isterdim… Yine de bu ilk adım ve ziyarette şehirle ve insanlarından da bir kaçıyla tanışmış olduk. Çok kısa süreye üç dünya çapında arkeolojik müzeler ile Nizip’teki kalıntıları sığdırmış oldum…

Nizip’ten Gaziantep’te kaldığım Öğretmen Evi’ne dönüp, bavulumu alır almaz ve bu kez hiç vakit kaybetmeden Urfa’ya yola çıkmak üzere otobüs garina 21:00’den biraz önce vardım.

Ancak Urfa’ya otobüsün 22:00’de olduğunu öğrendim ve tek tek tüm otobüs firmalarını dolaştım. 21:00’de tek bir otobüs bile yoktu.

22:00 için bilet aldım. 45 dakika rötarlı kalktı ve sabahın ilk saatlerinde 12:45’te #Urfa’ya vardım.

Gaziantep Güncesi-II’yı, Urfa ile sabahleyin ve gündüz gözü ile tanışmadan hızlıca yazarak paylaşıyorum. [*] Özellikle Belkıs Zeugma”yı görmemi sağlayan ve yukarıda adları geçen üç öğretmen arkadaşıma da çok çok teşekkür ediyorum. – 8 Ağustos 2018, URFA

[*]  Güneydoğu Güncesi‘nin ilk bölümlerinin genel çerçevesi seyahat esnasında, Facebook’da @bircan.unver sayfasında yayınlanmıştır. Bu bölüm nispi, genişletilmis olarak bu sitemizde, 24  Kasım 2018 tarihinde yayınlanmıştır. Bu çerçevede, Giriş’teki “Tarihçe” ile özellikle Gaziantep insanının yardımsever ve misafirseverliğine ilişkin bölüm, TLM yayınına eklenmiştir.

Zeugma Müzesi – ESERLER

Belkıs-Zeugma fotoğrafları: Funda İnal

SİVAS’IN ÖTESİ’NE GİDİŞ’İN BİR ÖYKÜSÜ…

KAHRAMANMARAŞ: GERMANICIA ANTİK KENTİ & MUTFAK MÜZESİ…

GÜNEYDOĞU GÜNCESİ: MARDİN, URFA & ADIYAMAN

Turkish Library Museum, The Light Millennium Organizasyonu bünyesindedir. New York  Eyaleti kanunları çerçevesinde resmen tüzel bir kişilik kazanarak, 17 Temmuz  2001’de kurumlaşmıştır. NGO/STK (Non-Governmental Organizations) statüsüyle, Birlesmis Milletler’in Kamu Bilgi Birimi’ne ( United Nations Department of Public Information | UN.DPI.NGO) 2005 yılından itibaren üyedir. http://www.turkishlibrary.us | http://www.lightmillennium.org

"The U.S. Turkish Library & Museum For Friendship and Peace" project joined, and has been produced under the umbrealla of The Light Millennium Organization effective on October 15, 2015.