EVLİYA ÇELEBİ REHBERLİĞİNDE İSTANBUL’UN KORUYUCU TILSIMLARI

İstanbul Mini-Yazı dizisi ve fotoğraflar: Ayşe ÖVÜR
Evliya Çelebi’ye göre İstanbul’un yedi tepesinde on yedi tane dikilitaş vardı ve hepsi birer nazarlık gibi koruyucu etkilere sahipti. Evliya Çelebi’nin geniş hayal gücüyle kurguladığı tarihsel öykülere, gerçek bilgiler de katarak “farklı” bir dünya kurduğunu biliyoruz.
Tılsım insanların göremeseler de inandıkları doğa üstü güçler yardımıyla kendilerini felaketlerden koruyacağını düşündükleri objeler, gizemli sözlerdir. İnsanlar zamanla dikilitaşlara doğa üstü özellikler atfederek onları inanç sistemlerinin bir parçası haline getirmiş, “koruyucu tılsımlara” dönüştürmüştür.

Dünyadaki pek çok kadim şehirde olduğu gibi İstanbul’da da farklı dönemlere tarihlenen dikilitaşlar (obelisk) vardır. Roma İmparatorluğu döneminde var olduğunu bildiğimiz sütunlu caddeler günümüze ulaşamamıştır ama bazı önemli dikilitaşlar hala şehrin merkezi noktalarında ayakta durmaktadır.  Bu dikilitaşların çoğunlukla eski Mısır şehirlerinden ya da Anadolu’daki antik şehir kalıntılarından getirildiği bilinmektedir.

Dikilitaşlar genellikle tek parça taşa (monolit), daire  veya dört kenarlı olacak şekilde form verilip, üzeri değişik figür ve yazıların işlenmesiyle inşa edilirdi. Pek çok örnekte dikilitaşların üst kısımlarının incelerek piramidal şekil aldığı görülmektedir.

Antik Mısır uygarlığındaki ilk örneklerinde Tanrı Ra’yı sembolize eden dikilitaşlar,  genel olarak imparatorların / kralların yaptığı işleri öven, ilahların desteğiyle kazandıkları savaşları, bastırdıkları isyanları  anlatan bir çeşit “zafer anıtı” olarak inşa edilmişti.  Bununla birlikte dikilitaşlara yüzyıllar içinde inşa amaçlarından çok farklı anlamlar yüklenmiş, haklarında şaşırtıcı efsaneler uydurulmuş, hatta birer dini motif haline getirilmişlerdir. İstanbul’da bulunan dikilitaşlar da halk tarafından yapılış amaçlarıyla ilgisi olmayan birer obje olarak kurgulanmıştır. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde üzerlerinde yer alan antik Mısır hiyeroglif yazıları ve  Eskiçağ ilahlarının kabartmaları birer tılsım olarak düşünülerek haklarında onlarca efsane yazılmıştır.

Prof Dr. Semavi Eyice, İmparator Konstantin’in İstanbul’u 11 Mayıs 330’da başkent ilan ettiğini yazar. (A.U.A Cilt 4, sayfa 568)  Bu tarihten sonra İstanbul, sadece savaş, istila, kuşatma gibi insan kaynaklı sorunlarla başa çıkmak zorunda kalmadı. Hem Bizans hem de Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde şehir halkı, çok daha fazla korkuyu deprem, yangın, kıtlık, veba salgını hatta yılan, fare istilası gibi doğal afetler karşısında yaşadı. Tabi 1900’lü yıllara kadar var olan İstanbul’u şimdiki modern şehir ile kıyaslamak mümkün değildir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde şehir, bugün kalıntılarını görebildiğimiz surlar arasında kalan, nüfusu ortalama 300- 400 bin civarında, çevresi geniş çayırlar, korular, tarlalarla çevrili bir başkentti.  O dönemde surların dışında yabani hayvanlarla karşılaşmak hiç de şaşırtıcı değildi. Bugün Beyoğlu adı verilen Pera bölgesi ise 1800’lü yıllara kadar bir köyden daha fazla gelişmiş değildi ve İstanbul olarak kabul edilmiyordu.

İstanbul’da yaşayanlar sık sık baş etmek zorunda kaldıkları doğal afetler karşısında  bazı eski yapılara, anıtlara farklı anlamlar yükleyip bunları birer koruyucu tılsım olarak hayal etmiştir. 17. yüzyılın önde gelen gezgini Evliya Çelebi ünlü Seyahatname’sinde İstanbul’u anlatırken dikilitaşların İstanbul’u doğal afetlerden, kıtlığa kadar pek çok olumsuzluktan koruyan birer tılsım olduğundan bahseder.

Evliya Çelebi’ye göre İstanbul’un yedi tepesinde on yedi tane dikilitaş vardı ve hepsi birer nazarlık gibi koruyucu etkilere sahipti. Evliya Çelebi’nin geniş hayal gücüyle kurguladığı tarihsel öykülere, gerçek bilgiler de katarak “farklı” bir dünya kurduğunu biliyoruz.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinin birinci bölümünde,  bu dikilitaşların alelade yerlere dikilmediğini, yerlerinin ustalıkla düşünülüp, hesaplandığını söyler;

“tılsım rasathanelerinin Madyan oğlu Yanko zamanında Kral Vazendon devrinde, yedi iklimden gelen bilgili mimar, mühendis, cereskal (ağır yük kaldırma) ilminde yetkin ustalar, öğretici kahinler, yıldızlar ilminde ve keff ilminde (geçmişi/ geleceği bilme) yetkin alimler tarafından kuruldu” (I. 23, 24)

Metinde geçen Madyan oğlu Yanko ve Kral Vazendon’un tarihte yer almayan Evliya Çelebi’nin hayal gücüyle yarattığı isimler olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte  kurguladığı renkli tarih anlatımı, kendi içinde tutarlılığa sahiptir.

Evliya Çelebi’nin anlatım sırasına göre tılsımlı yapıların isimleri şöyledir ;

1) Avratpazarındaki Yağfur’un yaptığı sutun : Osmanlı İmparatorluğu döneminde sadece kadınların alışveriş yaptığı pazarlara Avrat pazarı / Karı pazarı gibi isimler vermek sıklıkla karşılaşılan bir durumdu. Evliya’nın burada bahsettiği semt bugünkü Fatih ilçesinin Haseki semtinde yer almaktaydı. Artık ayakta olmayan sütunun çevresinde Yanko’nun şehri nasıl fethettiğini gösteren tasvirler vardı. Evliya’ya göre en üstte yer alan peri yüzlü bir güzel ne zaman feryat etse yeryüzündeki bütün kuşlar etrafında toplanır ve yüz binlerce kuş yere düşerdi. İstanbullu Rumlar bu kuşları toplayıp yermiş. Evliya Çelebi bu anlatımıyla şehirde kıtlık olmayacağını belirtmek istemiş olabilir. Ayrıca Hz. Muhammed’in doğumuyla sütunun tepesindeki heykelin yıkıldığını söylemiştir. Bu şekilde hikayesini dini motiflerle de süslemiştir.

2) Çemberlitaş :  Roma’daki Apollon Tapınağı önüne Antik Frigya’dan alınarak götürülmüştür.  I. Konstantin İstanbul’u imar ederken bu sütünü Roma’dan getirtilerek, tepesine  güneşi selamlayan halde kendine ait bir bronz heykel ekletti. Dikilitaş M.S 330 yılında şimdiki yeri olan Kapalıçarşı yakınındaki alana  diktirdi.  Heykele yıldırım isabet edince dikilitaşın üzerinde bulunan bronz heykel devrildi. Bugün görülen mermer tepeliği İmparator Manuel Kommenos ( 1143-1180)’un yaptırdığı bilinmektedir. (S. Eyice, A.U.A, s. 571)

Sütün 1672 yılında çıkan bir yangında zarar gördü. Bu nedenle literatürde zaman zaman “yanık sütun” olarak da anılır. Padişah 2. Mustafa döneminde etrafı demir çemberlerle desteklenmiştir. Bu dönemden sonra “Çemberlitaş” olarak anılmaya başlanmıştır.

Evliya Çelebiye göre (33) üzerinde sığırcık şeklinde bir tılsım vardı. Bu kuş yılda bir defa (zeytin hasatı zamanı?) kanatlarını çırpardı. Bunu hisseden öteki kuşlar da gaga ve tırnaklarıyla taşıdıkları zeytinleri sütunun çevresine  yığardı. Evliya Çelebi bu hikayeyi muhtemelen İstanbul’un kıtlıklara karşı korunduğunu anlatmak için yazmıştır.

3) Kız Taşı – Marcianus sutunu : Yaklaşık olarak M.S 452 yılında İmparator Marcianus için yaptırıldığı bilinmektedir. “Markianos” sütunu olarak literatüre geçmiştir.

Evliya Çelebi’ye göre bu sütunun altında Kral Pozantin’in kızının mezarı vardır. Sütun, mezarı karınca ve yılanlardan korumak için tılsımlanmıştır. Sütundaki figürlerin altındaki Latince bir kitabede “Tatianus Decius bu sütunu İmparator Marcianus için dikti, Aralık 450-Temmuz 452” yazar. Kaidesinde  başları kopmuş halde karşılıklı iki Nike (zafer tanrıçası) figürü vardır . Kıztaşı adını alması bu figürlerle ilgili olabilir.

Kıztaşı adıyla bilinen sütunun tılsımı, sadece kral kızının mezarını değil, İstanbul’u da yılanlardan, çıyanlardan korumaktaydı.

Gerçekte İstanbul tarihinde Pozantin isimli bir kral yoktur ama Evliya Çelebi’nin hayali krallardan bahsetmeyi sevdiğini biliyoruz. Çelebi’ye göre Pozanti’nin öldüğü yıl İstanbul’da büyük bir deprem oldu ve şehri yılan, çıyan, baykuş ve yarasalar sardı. Bu durum halk arasında büyük korkulara neden oldu.

Kıztaşı / Markianus sütununun  daha pek çok efsaneye konu olduğu biliniyor. Örneğin yanından geçen kadınların evli olup olmadıkları, erkeklerle ilişki kurup kurmadıklarını fısıldıyor, hatta bazı kadınların önünde eğilip iffetsiz olduklarını belli ediyormuş.

Altımermer Anıtı ; Ne yazık ki bu Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bahsettiği bu anıt ayakta değildir ve kaynaklarda hakkında fazla bilgi bulunmaz. Çelebiye göre Altımermer abidesinde yedi adet tılsımlı sütun vardı. Bunlar;

4) Tunçtan karasinek tasviri

5 İbret verici tılsım?

6) Leylek tılsımı : leyleklerin İstanbul’da yuva yapmasına engel olur

7) Horoz tılsımı :  horozları uyandırıp namaz saatini haber verir

8) Kurt tasviri : koyunları kurt saldırısından korur

9) Genç bir erkek ve kadın tasviri : kadın ve erkek kavga ettikten sonra bu sütunu kucaklarsa araları düzelirmiş.

10 ) Bu tılsımın olduğu sütunda  yaşlı bir adam ile bir kadının karşılıklı suretleri varmış. Bir erkek ile kadın bu sütunu kucaklarlarsa mutlaka ayrılırlarmış

11) Bir kahinin İstanbul halkını veba’dan korunması tılsımladığı sütunmuş. Fakat Beyazıt (1447–1512) bu sütunu yıkıp yerine hamam yaptırmış. Hikayeye göre Bayezid bu sütunu yıktırınca oğlu ölmüş, ardından İstanbul’da veba salgını olmuş (25).

12)  Doğu masallarında yer alan bronzdan yapılma canavar / ifrit simgesi : Hikayeye göre, ifrit yılda bir kez ağzından ateş saçar eğer insanlar bu ateşin bir kıvılcımını alır ve mutfaklarına koyarlarsa o insanlar hayatta olduğu sürece ateş de sönmezmiş.

13) Bu ibret verici tılsım bir kilisenin altındaki mağara ile ilgilidir.Her sene zemheride (karakış  zamanı) bu mağaradan cadılar çıkar ve arabaları ile dünyayı gezerler, sabaha karşı da tekrar mağaraya girerlermiş.

Ne yazık ki yukarıda adı geçen tılsımlarla ilgili günümüze gelen kalıntı yoktur.

14 )Ayasofya Kilisesinin güneyindeki dört sütunun üzerindeki Cebrail, İsrafil, Mikâil ve Azrail melek heykelleri :  Bu heykellerin her biri bir yöne bakarmış . Cebrail kanat çırpıp bağırınca doğuda bolluk, İsrafil kanat çırpınca batıda kıtlık, Mikâil kanat çırpınca kuzeyde bir isyancı ortaya çıkarmış. Azrail haykırınca da veba olmasından korkulurmuş. Bu heykeller Hz. Muhammed’in dünyaya gelmesiyle yıkılmışlar.

15 ) Milyonpar Sutunu :  İstanbul’un en önemli merkezi olan Forum Augousteion , Ayasofyanın önünde uzanan meydandır. Yüzyıllar boyunca bu meydan, Doğu Roma İmparatorluğu’nun merkezi oldu. Bugün yaklaşık olarak, Sultanahmet meydanının kapladığı alan ve çevresi olarak düşünülebilir. Forum Augousteion’da yer alan Million anıtı Trakya’ya ya uzanan anayolun başlangıcı kabul ediliyordu.

Evliya Çelebi’nin bahsettiği on beşinci tılsım  Milyonpar / Million anıtıdır. Çelebi, Seyahatnamesinde bu sütunun adını tam olarak vermiş ama inşasını kurgulamıştır. Çelebi’ye göre sütunu yapan kişi Aya Sofya’nın mimarı Agnados’un oğlu Uryarin’dir. Yapılış amacının şehrin düzenini sağlamak olduğunu söyler. Evliya Çelebi’ye göre bu sütunun tılsımı bozulmamıştır ve  şehri korumaya devam etmektedir.

Not :  Ayasofya’nın gerçek mimarlarının Miletos’lu İsidoros ile Tralles’li Anthemios olduğu bilinmektedir.

 16 )  Theodosius Dikilitaşı: Gerçekte Mısır Firavunu III. Thutmosis tarafından yaklaşık M.Ö 1400’lerde Karnak tapınağının önüne diktirilmiştir ve firavunun zaferlerini anlatır.  İstanbul’a ne zaman getirildiği konusunda farklı görüşler vardır. Kesin olan bilinen M.S 390 yılı civarında  I. Theodosius  döneminde bugünkü yerine diktirildiğidir. Şu an ki uzunluğu 20 metredir.  Orijinal hali daha uzun olabilir. Dikilitaş’ın 4 cephesinde antik Mısır dilinde  metinler vardır. Mermer kaidesinde ise Latince ve Grekçe olarak iki metin bulunur. : “Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi ve yardımına Proclus çağrıldı. Bu şekilde otuz iki (otuz günde) günde yerine dikildi.” yazmaktadır. Latince ve Grekçe metinlerde iki farklı rakam (32 ve 30 gün ) verilmiştir.

Evliya Çelebi’ye göre taşı kaplayan çizimler birer tılsımdı ve bir kahin tarafından geleceği göstermek amacıyla çizilmişlerdi.

17) Yılanlı Sutun :

Sultanahmet meydanında bulunan birbirine sarılmış bronzdan yapılma, üç yılan şeklindeki anıttır. Zaman içindeki aşınmalarla gövdesinin önemli bölümünü kaybetmiştir.  M.Ö 478 yılında Yunan şehir devletlerinin Perslere karşı kazandığı Plataiai zaferinin simgesi olarak Yunanistan’daki Delfoi Apollon tapınağına hediye edilmiştir. Aslında bu sütunun üzerinde bir kazan durduğu, yılanların altın kaplama olduğu kaynaklarda geçer. (Arif Müfid Mansel , Ege ve Yunan Tarihi, s. 292)   Üzerinde zafer kazanan Antik Yunan şehirlerinin adı olduğu ama zamanla bu isimlerin silindiği düşünülür. Heykelin  M.S 330 yılı civarında şehre görkemli eserler kazandırmak için  İstanbul’a getirildiği düşünülmektedir.

Görüntüsünden dolayı “Örme Sütun” adı da verilir. Hakkında türetilmiş pek çok efsane vardır.  Evliya Çelebi,  sütunun iki başlı olduğunu üçüncü başın ise  bir yeniçeri tarafından gücünü göstermek için koparıldığını, diğer kafaları da koparacakken kenti yılanların sardığının fark edildiği ve diğer kafaların koparılmadan bırakıldığını söyler. Çelebi’ye göre bu olaydan dolayı tılsımı azalır ve İstanbul’da yılanlar, çıyanlar , akrepler yayılmaya başlar. Yine de  o dönemde sağlam kalan diğer iki baş, İstanbul’u zararlı haşerata karşı korumaya devam eder. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde bulunan “Hümernâme” isimli eserde ise Fatih Sultan Mehmed’in  mızrağını fırlatarak yılan başlarından birinin alt çenesini kırdığı yazılıdır. 1847 yılında G. Fossati isimli İtalyan mimarın bulduğu bir yılan başı bugün İstanbul Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Diğer iki başa ait herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.


Kaynaklar
:
Arif Müfid Mansel, Ege ve Yunan Tarihi
Semavi Eyice, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi
Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: Yay. Haz. Seyit Ali Kahrman ve Yücel Dağlı. Yapı Kredi Yayınları
Yeliz Özay, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde İstanbul’un Tılsımlarının Hikaye Edilişi

 

EVLİYA ÇELEBİ KİMDİR?  1611- 1682 yılları arasında yaşamıştır. Ailesi İstanbul’un fethinden sonra Kütahya’dan bugünkü Unkapanı semtine göç etmiştir. Babası Saray’ın kuyumcubaşı Derviş Mehmet Zilli Efendi’dir. 1635 yılında Ayasofya’da dönemin padişahı IV. Murad’a  takdim edilmiştir. Bu takdimin ardından çağın yüksek eğitim kurumu olan Enderun’a kabul edildi. 24 yaşında başladığı gezilerine elli yıl boyunca devam etti. Son ziyaret ettiği yerin Mısır olduğu bilinmektedir. Türkçe dışında Arapça, Farsça ve Rumca konuşabiliyordu. Ünlü eseri Seyahatname’nin aslı, Topkapı Sarayı Müzesinde koruma altındadır. Dört bin sayfa ve on ciltten oluşur. Evliya Çelebi eserinde gezdiği yerleri, görüştüğü kişileri, duyduğu olayları ayrıntılarıyla anlatmıştır. Gezgin ilk cildi İstanbul’a ayırmıştır.
Yazdığı Seyahatname isimli eser Evliya Çelebi’yi Türk edebiyatının bilinen ilk gezi yazarı yapmıştır.
Kaynak:  Türk Tarih Kurumu

 

OSMANLI İMPARATORLUĞU ÖNCESİ İSTANBUL’A GENEL BAKIŞ -1-
http://www.turkishlibrary.us/osmanli-imparatorlugu-oncesi-istanbula-genel-bakis-1/

AYŞE ÖVÜR İLE İLK ROMANI “SAHRA 1911” ÜZERİNE
http://www.turkishlibrary.us/ayse-ovur-ile-ilk-romani-sahra-1911-uzerine/


29 Ocak 2018, Turkish Library & Museum” | http://www.turkishlibrary.us ;  New York merkezli STK/NGO statüsünde ki  “The Light Millennium” (2001) Organizasyonu bünyesindedir.