ÇİĞDEM ACAR’IN ANISINA

… ve bugün Çiğdem’in aramızdan ayrılışının 40. gününe

CANIM ÇİĞDEM…

Evren AKALTUN

Çiğdem’le New York’ta tanıştık.

Bridges of Hope’u tesadüfen internette bulmuş, bir hayrım dokunur belki diye gönüllü olmak için başvurmuştum.

İşte böyle başladı Çiğdem’le dostluğumuz.

O, evinde biz gönüllüleri en şen şakrak haliyle ağırladı; birlikte sinemaya, yemeğe gittik, derken Washington DC’ye konferansa gitmelerimiz, güzel günlerimiz, İstanbul’a kadar taşındı.

Güneşli günlerde Kadıköy’de buluştuk birkaç kez.

Aktarlarda gördüklerine şaşırdı, Yeldeğirmeni’nde sokakları arşınladı, meyhanede eskiyi hatırladı, en sevecen haliyle garsonlarla, çocuklarla şakalaştı, sokak kedileriyle konuştu; neşesi bize sirayet etti, hayatı onun gördüğü gibi görmek iyi geldi, umut verdi bize.

İnsanlarla sahici bir ilişki kurmak böyle olsa gerek diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Biz ya görmeden geçiyorduk pek çok şeyi ya da bu kadar sevecen yaklaşmıyorduk hayata ve insanlara.

Benim gözlemlediğim bu küçük gündelik yaşam duruşu onun Bridges of Hope’la başlatıp genişletmek istediği düşüncesinin uzantısı gibiydi. Yani, insanların kalbine biraz daha umut ekmek, onları bulundukları mekânın, alıştıkları görme biçiminin dışına çıkabileceklerini, hayallerini gerçekleştirmenin o kadar da zor olmadığını göstermek, birbirlerine uzak gibi görünen insanlar arasında köprüler kurmak ve bunların hepsinin sevgiyle uzanan bir elle mümkün olduğunu göstermek gibi.

Kız öğrencilere sağladığı burslar, onlarla yakından ilgilenmesi ve takip etmesi, Bridges of Hope yoluyla kurduğu yüz otuzu aşkın kütüphanenin yanı sıra hayata geçirmek istediği daha birçok projeyi konuşurduk.

Öğretmenlerin kendilerini geliştirebilecekleri kitapları edinmelerini sağlayacak ayrı bir kitap projesi, köy çocuklarının evlerine götürebilecekleri Bridges of Hope’un her zamanki kütüphane projesinden ayrı bir kitap sahiplendirme projesi, atıl durumdaki köy okullarını etüt merkezlerine dönüştürme projesi gibi tasarıları, girişimleri vardı.

Bütün bunlar tek seferlik değil, bir zincirle başka bir iyiliğe, işlevselliğe yol açacak çok katmanlı düşüncelerdi.

Zaten Çiğdem’in yeni bir fikri olsun, ardından gelen ilhamla o fikir dallanır budaklanır, yepyeni oluşumlara – neden olmasın – aklımıza gelmeyecek yerlere doğru giderdi.

Bu şekilde insanların hayatında tek tek dokunuşlarla küçük ya da büyük değişimler yaratmıştı.

Sonbahar olduğunda Çiğdem artık hep yattığı odada, ama gene şen kahkahasını atıp, tombik kedisi Bıdık’a sanki Bıdık da cevap verecekmiş gibi komik sorular sorarak ve en çok da hayata dair planlar yaparak girdik.

Aradan aylar geçti, uzun ve gri bir kış geçti, Çiğdem yatakta ama umudunu yitirmeden, hayatla dalgasını geçmeyi ihmal etmeden benim ve eminim etrafındaki herkesin hayata bakış açımızı genişletmeye devam etti.

Çoğu kez yanından ayrılırken “Hımm bunu hiç böyle düşünmemiştim” diyecektim, ya da o çok sevdiği tahinli çöreklerden alıp bir sonraki sabah yanına gittiğimde “Evrenciiim” diye içten karşılamasında, sevincinde beni de iyileştiren bir giz olduğunu fark edecektim.

Doktora tezimi savunmaya New York’a gitmeden önce bana bolca cesaret vermiş, bir de üstelik tezimi okuyup yorumlar yapmıştı.

Son derece isabetli olduğunu sonradan anlayacağım savunma tüyoları verdikten sonra tam yanından ayrılırken “Bir de şu saçlarını yaptır” demesine, New York yolunda hatırladıkça gülmüştüm.

Doktora savunmasını yapar yapmaz okul binasının hemen yanında onun çok sevdiği ve birlikte zaman zaman buluştuğumuz Japon restoranında onun için önünde fotoğrafımı çekmiştim, çok hoşuna gitmişti.

Günler hep böyle geçecek sanmıştık belki de.

Birlikte sanat, kitap, politika, film konuşup, onu dışarı çıkarıp gezdireceğimiz günleri hayal ederek…

Zamanın aleyhimize işlediğini hissedip korkularımızı, yarı dillendirip yarı dillendiremediklerimizi saatlere bölerek, gene de sıcak bir gülümsemeyle, sıcak bir dokunuşla ayrılarak…

Şimdi ise, yaşama coşkusunu, bir insanın hayatını nasıl olumlu bir yönde değiştirebileceğimi, sevgiyle ve şefkatle hayata bakmayı, açık yüreklilikle insanlara yaklaşmayı, işte ondan öğrendiğim tüm bunları unutmamaya çalışarak Çiğdemimi, canım dostumu hatırlayacağım.

Çok özleyeceğim onu, çoktandır çok özlüyorum. İyi ve güzel olan her şeyde ondan bir parça görmek, onun da gördüğünü düşünmek ise en büyük tesellim.

#  # #

www.turkishlibrary.us