ATATÜRK: BARIŞ VE KALKINMA İÇİN DÜNYA BİLİM GÜNÜ

Atatürk üzerine Onur Konuğu: 
Büyükelçi ERTUĞRUL APAKAN,
Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere Daimi Temsilcisi (2009-2012)
Konuşma Notları

Atatürk’ün en büyük eserim dediği Cumhuriyetin kuruluşu, uzun soluklu bir varoluş ve kurtuluş mücadelesi sonunda gerçekleşmiştir.
Milli mücadele ve Cumhuriyetin kuruluşu ayrılmaz bir bütündür.
Dünya tarihinde, Birinci Dünya Savaşı önemli bir kırılma noktasıydı. 19. yüzyılın sonlanması ile birlikte dünya, bunalımlı ve kaotik bir döneme girmişti. Toplumlar savaşın neden olduğu derin yaraları sarmakla meşguldü. O sırada ülkemiz için on yılı aşkın zor ve sancılı savaş yılları başlamıştı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün (10 Kasım 1938) aramızdan ayrılışının 82. Yıldönümü Anısına ve UNESCO’nun 31 C/20 no’lu Kararı çerçevesinde; BARIŞ VE GELİŞME İÇİN DÜNYA BİLİM GÜNÜ (10 Kasım) ve Uluslararası Bilim Haftasına katkı amacıyla,
ATATÜRK’Ü BİLİM İLE ANIYORUZ: TOPLUM İÇİN VE TOPLUMLA BİLİM adlı webinarı;
Birleşmiş Milletler Küresel Hedefler Birimine (UNDGC_CSO) üye Türk-American Dernekleri Kurulu (ATAA, VA), ATAA BM İlişkiler Komitesi ve Işık Binyılı (The Light Millennium, NY) işbirliğiyle 7 Kasım 2020 tarihinde sundu.

Büyükelçi Ertuğrul Apakan
Büyükelçi Ertuğrul Apakan, Onur Konuğu,
7 Kasım 2020 tarihinde sanal-ortamda konuşmasını yaparken…

“Cumhuriyet bir gelecektir. Bir umuttur.
Cumhuriyet demokratik sistemi içselleştirmiştir.”

Atatürk ve silah arkadaşları, Balkanlar’dan Trablusgarp’a, Çanakkale’den Suriye, Yemen ve Kafkaslara kadar cepheden cepheye koşan bir nesildi. Muharebe alanlarında yoğruldular ve genç yaşlarda tarihi sorumluluklar üstlendiler. Bunu ulusun kaderini belirleyen Milli Mücadele yılları takip etmiştir.

Kurtuluş savaşı, nihai tahlilde, Birinci Dünya Savaşı galiplerine karşı verilmiştir. Kazanılan askeri zafer, Türkiye’yi Sevr tuzağından çıkartıp Lozan’a taşımıştır. Kritik diğer bir gelişme, 1 Kasım 1922 de Saltanatın kaldırılmasıdır.

Bunu 1924’te hilafetin kaldırılması izlemiştir. Bu süreçte, 24 Temmuz 1923 de yapılan Lozan Barış Anlaşması ile 1921 ve 1924 Anayasaları modern Cumhuriyet’in kurucu belgeleridir. Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik cumhuriyetin temel yapı taşıdır. Gücünü ve meşruiyetini halk egemenliğinden alır..

Her alanda çağdaşlaşma yeni cumhuriyetin temel hedefi olmuştur. Hukuk, eğitim, kültür, sağlık, laiklik ve kadın hakları konusundaki devrimler takip etmiştir. Bu hamleler beraberinde Siyasal bir devrim ve zihinsel bir dönüşümü getirmiştir. Bu anlamda Cumhuriyet bir seferberliktir.

Dünyadaki siyasi, sosyal ve bilimsel gelişmeler ışığında, Atatürk ve kurucu kadronun çağdaş dünyayı algılayışı yeni bir toplum oluşturmak tasarımını ön plana çıkarmıştır. Bu tasarım aynı zamanda kurucu felsefeyi de oluşturmuştur.

“Atatürk halk egemenliğini cumhuriyetin ve siyasetin ana unsuru yapmıştır.”

Atatürk elindeki imkan ve gücü, zaman ve mekanı gerçekçi ve etkin bir şekilde kullanan bir büyük liderdir. Çağını aşan bir önderdir. Atatürk halk egemenliğini cumhuriyetin ve siyasetin ana unsuru yapmıştır, bu anlayış halkçılık-laiklik ilkeleriyle, yasama, yürütme ve yargı ile sağlam bir zemine oturtulmuştur.

Laik dünya görüşü ile modern bir siyasi yapıya ve hukuk düzenine geçiş mümkün olmuştur. Bu aynı zamanda, yasaların önünde yurttaşların eşit olması demektir. Yurttaşların hak ve hukuku teminat altına alınmıştır. Medeni Kanunun kabul edilmesi, hukuk sisteminde reformlar ve 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi toplumda çağdaş dönüşümler sağlamıştır.

Ayrıca, kız çocuklarının eğitimine verilen öneme de işaret etmek isterim.

Atatürk eğitim’e öncelik vermiştir. Akılcı ve çağdaş esaslara göre 1924 de Öğretim Birliği ilkesi kabul edilmiştir. 1920 yılının Temmuz ayında Kurtuluş Savaşı devam ederken, Ankara Öğretmenler Cemiyetini kurmuştur. Öğretmenlerden memleketin geleceğini yoğuran “İrfan Ordusu” olarak söz etmiştir.

O tarihlerde, Türkiye’nin nüfusu 13 milyondu, halk sürüp giden savaşlarla yıpranmıştı, okuma yazma oranı %7 civarındaydı. 72 ortaokul ve 23 lise vardı. (İlber Ortaylı, “Atatürk” adlı kitabı)

“Cumhuriyet sağlık konusunda bir seferberlik başlattı.”

Bu yıllarda (İlber Ortaylı, “Atatürk” adlı kitabı), ülkede 303 doktor, 434 sağlık memuru ve 60 eczacı bulunmaktaydı. 1924 yılında İzmir’de ilk Tıp Kongresi düzenlendi. Kongre başkanlığını İsmet Paşa yaptı. Cumhuriyet sağlık konusunda bir seferberlik başlattı. Salgın hastalıklarla mücadele ve herkes için halk sağlığını öne alan ve herkes için sağlık yaklaşımını benimsedi. Samsun’dan beri Atatürk’le birlikte olan Doktor Refik Saydam bir avuç sağlık personeli ile bu mücadelenin öncülüğünü yaptı. Sıtma, tifo ve verem gibi salgın hastalıklarla etkin bir şekilde mücadele edildi.

Bu dönemde kurulan Ankara Hıfzıssıhha Enstitüsü (aşı üretimi ve benzeri alanlarda) kilit bir rol oynadı. 1923 yılında ilk defa tıp fakültesine bir kız öğrenci alındı

Öte yandan, İzmir’de 1923 yılında, Milli İktisat Kongresi toplandı. Kapitülasyonlardan kurtulmakta olan Türk ekonomisine yön vermeyi amaçlayan, tarımsal ve sanayi üretiminin geliştirilmesine dönük önemli bir adımdı. 1925’te ilk kez Türkiye’de şeker fabrikası kuruldu. Milli ekonominin ve sanayileşmenin yolu bu şekilde açıldı. Demir yolu ağının geliştirilmesi alt yapının modernizasyonu açısından önemli bir hamle oldu.

“Cumhuriyet sarsılmaz bir temele sahiptir.”

Cumhuriyet bir gelecektir. Bir umuttur. Cumhuriyet demokratik sistemi içselleştirmiştir. Türk halkı Cumhuriyeti ve demokrasiyi başından itibaren benimsemiştir. Cumhuriyetin harcında, kadın, erkek, yaşlı, genç Türk insanı vardır. Cumhuriyet sarsılmaz bir temele sahiptir.

Atatürk, ulusal mücadeleyi ve cumhuriyetin kuruluşunu tüm yönleri ile NUTUK ta ortaya koyar. Nutuk’u 15-20 Ekim 1927 de TBMM de altı günde okur. Nutuk Türk ulusu için tarihi öneme sahip bir siyasal dokümandır. 20.yy da devlet adamlarının yaptıkları konuşmalar arasında istisnai bir yere sahiptir. Nutuk, Atatürk’ün “ Gençliğe Hitabı” ile son bulur. Atatürk, Cumhuriyeti Türk Gençliğine emanet etti. Bu emanet hepimizindir.

Ulusun ilerlemesini sağlayacak yeni “kurumlara” ve bunları yaşatacak yeni bir toplumsal yapıya ihtiyaç vardı. Atatürk , bu doğrultuyu “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” düşüncesinde belirtmiştir. Ayrıca sözlerine “Dünya’dan ayrı yaşamayı düşünemeyiz. Çağdaş uygarlık alanı ortasında yaşayacağız. Bilgi ve teknik nerede ise orada olacağız” ifadelerini eklemiştir.

Başöğretmen Atatürk, 1927

Atatürk, işin başından itibaren eğitime, bilime ve kültüre verdiği önemi sürdürmüştür. Bu dönemde özellikle Almanya’dan bazı öğretim üyelerini ülkemize davet etmiş; aynı zamanda yurt dışına öğrenci göndermiştir. İstanbul Üniversitesi Reformu ve Ankara Üniversitesi kurulması bu bağlamda kayda değerdir. Yeni bir ulus ve tarih anlayışını gündeme getirirken, Baş Öğretmen olarak ”tahta başında Latin alfabesini öğrettiği fotoğraf “ aklıma geliyor. Okuma yazma oranının yükselmesi bu dönemin büyük başarılarından biridir. Dil devrimi ile Türk dilinin ulusal kültürümüzün bir anlatım aracı haline getirildiğini anımsatıyorum.

Halk Evleri ve Köy Enstitülerini ayrıca zikretmek istiyorum. Resim heykel müzesi, tiyatro, çok sesli müzik ve operaların kuruluşuna değinmek gerekir. Böylece, toplum için kültür, sanat ve şehirleşme (Ankara) alanında yeni bir zemin hazırlandı.

Bu aşamada, “Yurtta barış, dünyada barış”sürecine değinmemiz gerekir. Atatürk’ün, 1937 yılında Romanya Dışişleri Bakanı’na ifadeleri şöyle olmuştur. “İnsan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını da düşünmeli…En uzakta zannettiğimiz bir hadisenin bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz”. Atatürk’ün bu sözleri karşılıklı bağımlılık ve uluslararası işbirliğinin ve barışın önemini ortaya koymaktadır. Türkiye bu anlayış ile Yunanistan ile bir süre sonra dostluk ve işbirliği anlaşmaları yapmıştır. Batı ülkeleri dahil, tüm komşuları ile iyi ilişkiler içinde olmaya önem vermiştir (1936 Montrö Sözleşmesi, Hatay Sorunu, Balkan Antantı, Sadabat Paktı). Ülkenin haklarını barış içinde korumasını bilmiştir.

Atatürk, bilim ve eleştirel aklı, dönüşüm sürecinin merkezine yerleştirmiştir. Bilim ve Teknoloji; Eğitim ve Kültür; Barış ve İşbirliği gibi konular, Atatürk’ün de öncelik verdiği alanlardır. İlkeleri 100 yıl sonra da geçerli bir lider olarak, insanlığın ortak bir değeri ve yararlanabileceği bir kaynaktır. Nitekim, UNESCO, Atatürk’ün doğumunun 100. Yılı münasebeti ve uluslararası ortak anlayış, barış ve işbirliğine katkıları nedeniyle 1981’i “Atatürk’ü Anma Yılı” olarak kabul etmiştir.

ABD’nin 40. dönem Başkanı Ronald Reagan, bu münasebetle yayınladığı mesajda şöyle demiştir:

“Atatürk savaş ve barış zamanlarında büyük bir önderdi, Türk halkı için Atatürk’ün doğumunun 100 . Yılı, bizim için 1776 kadar önemlidir”.

Öte yandan, UNESCO Genel Konferansı 10 Kasım gününü “Barış ve Kalkınma için Dünya Bilim Günü“ olarak ilan etmiştir. Amaç, bilim seferberliğini harekete geçirerek bilimsel kapasiteyi artırmak, bilim yoluyla toplumları güçlendirmekti . Neticede, hedef, bilimi toplumla daha irtibatlı bir hale getirerek barış ve kalkınma süreçlerini desteklemektir. Bilim ve teknoloji, sanayileşme, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın itici güçleridir. Bu bağlamda amaç, barış kültürünün ve sürdürülebilir kalkınmanın özüne yerleştirebilmektir. Sağlık, içme suyu, enerji, tarım ve felaketlerin önlenmesi bakımından teknolojiye ve mühendislik çözümlerine ihtiyaç duyuyoruz. Bilim, güvenli, kapsayıcı ve müreffeh toplumların inşasında kritik bir rol taşıyor

Birleşmiş Milletler, tüm ülkeler için geçerli olan 2030 yılına dönük bir “Sürdürebilir Kalkınma Programı” kabul etmiştir. Bu program 17 temel hedefi içeren bir “yol haritası” dır. Bu bağlamda, entegre program, Yoksulluğun Giderilmesi (hedef 1), Sağlık(hedef 3), Eğitim (hedef 4), Cinsiyet Eşitliği (hedef 5) gibi SDG ‘ler ile tanımlanmaktadır. Eğitim ile birlikte Nitelikli İş ve Ekonomik Büyüme (hedef 8) ve Endüstri, Girişimcilik-Araştırma, Teknoloji/ (hedef 9) konularında Gençliğe dönük öngörüler de yer almaktadır.” Barış, adalet ile kurumları güçlendirme amaçlı çatı bir program oluşturulmaktadır. Bu şekilde çok taraflı işbirliğinin (güney-kuzey) önemi ortaya konmaktadır. (Hedef 17)

Türkiye bu programı aktif bir şekilde desteklemektedir. 2011’de İstanbul’da yapılan En Az Gelişmiş Ülkeler Zirvesi, 2012 Rio + 20 Konferansı, 2016’da İstanbul’da yapılan BM İnsani Zirvesi bu çalışmalarda kilometre taşları olmuştur. 2017 yılında ülkemizde kurulan En Az Gelişmiş Ülkeler Teknoloji Merkezi bu bağlamda zikredilmelidir. Türkiye, aynı zamanda kız çocuklarının eğitimi konusuna, Birleşmiş Milletler ve çok taraflı zeminlerde, özlü katkılarda bulunmuştur (11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü). Özetle, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda, özellikle yoksulluğun giderilmesinde ve üçüncü dünya ülkelerinde okuma-yazma konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır. Bu çalışmalar değişim ve ilerlemenin sağlanmasında kadın ve gençliğin oynadığı öncül rolünü göstermektedir.

Netice olarak , bilim, barış ve kalkınma arasındaki bağlantı giderek daha çok kabul görmektedir.

Günümüzde uluslararası zeminde “gerginlik, kırılma, eşitsizlik ve artan güvensizliğin yaşandığı dünyamızda (BM-GK) çözüm olarak barış ve sürdürebilir ekonomik gelişme gösterilmektedir. Bilimin yönlendirilmesine duyduğumuz ihtiyaç vurgulanmaktadır. Yaşadığımız Covid-19 pandemi günlerinde ve iklim değişikliği sorunlarında bilime duyduğumuz ihtiyacı daha çok hissediyoruz. Bilime erişim, bilimsel araştırma kapasitelerinin geliştirilmesi, sağlık ve benzeri konularda işbirliği öncelikli bir hedef olmalıdır. Türkiye’nin çalışmalarını temel bilimler alanında yoğunlaştırması da öncelik taşımaktadır. Önümüzdeki 10-15 yıl zarfında, özellikle sağlık ve yapay zeka konularında önemli gelişmelerin sağlanacağına işaret etmektedir.

Sizlerle paylaşmaya çalıştığım görüş ve değerlendirmelerde, amacım Atatürk’ün başlattığı aydınlanma devriminin ve Cumhuriyet kazanımlarının yüzyıl sonra uluslararası alanda taşıdığı anlamı ortaya koyabilmekti. Milli Mücadele ve Devrimler, bir çok ülkeye ilham kaynağı oldu. Bugün görüyoruz ki bu durum kendisini daha geniş bir zeminde yansıtıyor.

Sözlerimi şöyle tamamlamak istiyorum. Atatürk devrimleri ve gösterdiği bilim ve akıl yolu bizleri aydınlatmaya devam edecektir.

Uygarlık yolunu ulusça birlik ve beraberlik içinde yürüyeceğimize inanıyorum.

Webinar’ın vidyo kaydı:

Bülten-Konuşmacı Özgeçmişleriyle:


ATAA.Org:

https://www.ataa.org/press-releases/ataa-toplum-ile-toplum-icin-bilim-webinari-7-kasim-2020-2pm-et

Pdf

Announcement – in English:  ATAA.Org: https://www.ataa.org/events/ataa-webinar-science-with-and-for-society-november-7-2pm-et

LMGlobal.Org

2010 – On the Second Atatürk Symposium at the United Nations: There would be no Turkish state if Ataturk did not achieve what he accomplished”
Peace at Home, Peace in the World
– December 7, 2010

İletişimATAA Genel merkez, assembly(at)ataa.org or Bircan Ünver, contact(at)lightmillennium.org

Etiketler #ScienceDay #10November #Atatürk #SDG3 #GlobalHealth #ScienceForSociety #GlobalGoals #A_T_A_A #lightmillennium #UNWithCivilSociety #UNDGC_CSO #UNESCO

www.ataa.org | www.lmglobal.org | www.lightmillennium.org https://en.unesco.org/commemorations/worldscienceday#themes

"The U.S. Turkish Library & Museum For Friendship and Peace" project joined, and has been produced under the umbrealla of The Light Millennium Organization effective on October 15, 2015.