1000 KORKAĞA 60 YILLIK BİR HAYAT HİKAYESİ

Nermin Abadan Unat

Nermin Abadan Unat’ın hayatına sığdırdıklarını kırpın 1000 korkağa 60 yıllık hayat hikâyesi çıkar

Yazar: Naci KAPTAN
ALMANYA’YA göçün 50. yılında, göç olgusunu küresel ve ulusal anlamda kavrayabilmek için Nermin Abadan Unat’ın Bitmeyen Göç -Konuk İşçilikten Ulus Ötesi Yurttaşlığa kitabını mutlaka okumak gerekir.
Kitabın başındaki Teşekkür’de çalışmasının özelliğini vurguluyor:
Bu kitap, 1963’ten bu yana Türk kadın ve erkek emekçilerin yeni bir yaşam kurmak üzere izledikleri sıkıntılı yolları anlatmak, karşılaştıkları güçlükleri açıklamak, oluşturulabilecek politikaları önermek, davet edildikleri, seçtikleri, gittikleri ülkelerin hukuki, siyasi, sosyal ve ekonomik önlemlerle mevzuatlarını belirtmek amacıyla yazdığım kitap ve makalelerin, Türkiye içi ve dışı alan araştırmalarının bir özetidir.
Kitap bunun ötesinde, uluslararası göçün küreselleşme süreci karşısında almış olduğu yeni biçimler, oluşturduğu yeni kavramlar ve kuramların yorumudur. Kısaca, ömür boyu sürdürdüğüm bilimsel çalışmalarımın sentezidir.”

Bir kadının yoktan var olması ve başarıya ulaşmasının romanı

Doğan Kitap, ”Hayatını Seçen Kadın” başlığı altında Sedef Kabaş’ın Prof. Dr. Nermin Abadan Unat  (d. 1921) ile söyleşisini yayımladı. Kitapta “hayatı roman” olan bir Türk kadınının hayat mücadelesi ve başarı öyküsü var. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze, İzmir, İstanbul ve Ankara’daki yaşam ile bu şehirlerde insanlar anlatılıyor.

Prof. Dr. Yavuz Abadan benim hocamdı. Çok iyi bir hoca idi. Prof. Dr. Nermin Abadan, biz Mülkiye’de iken asistanlık sınavını kazandı. Benim hocam olmadı ama karımın hocalığını yaptı. Karım onun da çok iyi bir hoca olduğunu söyler. Ben, kitaplarından, makalelerinden, söyleşilerinden bilirim. Elli beş yıldır tanırım. Dostluğu ile gurur duyarım.

Babası Saraybosna’dan İzmir’e göç eden bir aileden. Aile üyeleri Osmanlı’nın son döneminde Türkiye’den Avrupa’ya fındık ihraç ediyor. Babası ailenin Hamburg’daki şubesinin sorumluluğunu taşıyor. Almanya’da tanıştığı Barones Elfriede Karwisky ile evleniyor. Viyana’da yaşarlarken 1922 yılında Nermin doğuyor. Almanca, Fransızca dillerinde eğitim görüyor. Babası eşini ve kızını alarak 1930’lu yılların başında İstanbul’a taşınıyor. Fakat kısa süre sonra ölünce annesi Nermin’i yanına alarak Budapeşte’ye gidiyor. Kumarda kocasından kalan büyük serveti kaybediyor. O kadar ki, Nermin’i okula gönderecek imkânı bile kalmıyor.

Türkiye aşkı
Almanca, Fransızca, İngilizce ve Macarca konuşan fakat Türkçe bilmeyen Nermin 14 yaşında iken Budapeşte’deki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin kapısına dayanıyor. Güçlükle büyükelçinin yanına çıkıyor. ”Benim babam Türk idi. Ben Türkçe bilmiyorum. Türkiye’de okumak istiyorum. Param yok. Beni Türkiye’ye gönderin” diyor.

Büyükelçi cebine para koyuyor. Tren biletini alıyor. Nermin’i Türkiye’ye yolluyor. İstanbul’dan İzmir’e babasının akrabalarının yanına giden Nermin’i akrabaları “kabullenmekte” zorlanıyor. Nermin o akrabadan bu akrabaya, dolanıp dururken İzmir Kız Lisesi’ne başvuruyor. Lise müdürü Türkçe bilmemesine rağmen Nermin’i okula kabul ediyor.

İzmir Kız Lisesi o yıllar Türkiye’nin en iyi eğitim kurumlarından biri. Nermin’in sınıf arkadaşları daha sonra Türk kamu oyunda isimleri ile öne çıkan Mübeccel Kıray, Nerime Elbe, Türkan Erkin, Günseli Tamkoç ve Perihan Perçin, Perihan İçseven gibi genç kızlar.

Tek başına mücadele
Lise döneminde Almanca ders veriyor, Fuar’da çalışıyor. Liseden sonra İstanbul’da Hukuk Fakültesi’nde okuyor. Fakültede hocası Prof. Dr. Yavuz Abadan’a hayranlığı başlıyor. Bu hayranlık giderek tutkuya dönüşüyor. O dönem İkinci Dünya Savaşı yılları. Nermin, ithalatçı ve nakliyeci firmalarda çalışarak cep harçlığını çıkarıyor. Okulu bitirdikten sonra Yavuz Abadan’a yakın olmak için Ankara’ya gidiyor. Ulus gazetesinde iş buluyor. O yıllar gazetelerde çok az kadın çalışıyor.

1946 yılında Yavuz Abadan ile evleniyor. Türkiye’de ilk defa bir evi, ailesi oluyor.Bir süre avukatlık yapıyor. 1953 yılında Mülkiye’ye asistan olarak giriyor. Mülkiye’nin ilk kadın öğretim üyesi oluyor. 1970 yılında Mülkiye’ye bağlı olarak faaliyete geçen basın yayın okulunun (İletişim Fakültesi) müdürlüğünü yapıyor. Mülkiye’de “Siyasal Davranış Enstitüsü”nü kuruyor. Ağırlıklı olarak yurtdışındaki göçmen Türk işçiler ve kadın sorunları konularıyla ilgileniyor.

Uluslararası Siyasi İlimler Derneği (IPSA) başkan yardımcılığı, Türk Sosyal Bilimler Derneği başkanlığı, Avrupa Konseyi’nin Kadın – Erkek eşitlik Komisyonu başkan yardımcılığı gibi görevlerde bulunuyor. 1978 – 1980 yılları arasında CHP’den kontenjan senatörü oluyor. Oğlu Mustafa Kemal’in babası Yavuz Abadan 1967 yılında ölüyor. Nermin Abadan 1972 yılında Prof. Dr. İlhan Unat ile evleniyor. İkinci eşini de bir yıl önce kaybediyor.

“Hayat böyledir, sana daima tokat atacaktır, ama her defasında devam etmelisin”

Nermin Abadan Unat’la yapılmış bir nehir söyleşi var elimde. Tam ona ve hayatına yaraşan bir adı var kitabın: “Hayatını Seçen Kadın”.

Bu söyleşiyi, Boğaziçi Üniversite’sinden öğrencisi, “Portreler” programından tanıdığımız başarılı televizyoncu Sedef Kabaş gerçekleştirmiş. 300 küsur sayfalık bu keyifli metni okurken “hocaların hocası” olan bir kadının hayat öyküsünü takip etmiyorsunuz sadece, böylesi bir hayatın temellerinin en insani boyutta nasıl atıldığına da tanık oluyorsunuz. Bazen inatla, bazen duygusallıkla, bazen ikisi de, bazen kaybederek, bazen yeniden başlayarak örülmüş bir yaşam var karşınızda… Sedef Kabaş’ın önsözde söylediklerine ise katılmamak mümkün değil! “Türkiye’nin yetiştirdiği ama yeterince kıymetini bilmediği bir idealistin” yazılmaya ve okunmaya değer yaşamı bu. 1990 yılında Taner Kışlalı’nın bir yazısında belirttiği türden bir yaşam:

“Bazen küçük bir hayat hikâyesi, binlerce kitaptan çok fazla şey anlatır.”

Bu “küçük” hayat hikâyesinin temel taşları ne şekilde atılmıştı acaba? Babası Mustafa, Bosna-Hersek’ten Saraybosna’ya, oradan İzmir’e yerleşen bir ailenin en büyük oğluydu. Dönemin ileri gelen tüccarlarından biriydi ve çok iyi Almanca biliyordu. Yurtdışına incir, üzüm ve fındık ihraç eden biriydi.

Yurtdışına yaptığı seyahatler esnasında Avusturyalı barones Elfriede Karwinski’yi tanıyacak ve ilk görüşte aşk bu ilginç çifti kısa sürede evliliğe taşıyacaktı. Annesinin ona seslendiği biçimde Nermerl, yani küçük Nermin çiftin tek çocuğu olarak önce Viyana’da, ardından da İstanbul’da dadılar ve özel öğretmenler eşliğinde yalnız bir çocuk olarak büyüdü. İleriki yaşamında dostluklarına gösterdiği derin sadakati o günlerde yaşamaya başladığı yalnızlığın bir sonucu olarak görecek; bu yüzden de dostları ve öğrencileri onun ailesi gibi olacaklardı.

Sadece yalnızlıklarla dolu bir yaşam değildi onunkisi; aynı zamanda kayıplarla da doluydu. Erken yaşta babasını kaybettiğinde annesi ile birlikte annesinin ilk evliliğinden olan kızı Martha’nın yaşadığı Macaristan’a gittiler. Bir müddet üçü burada yaşadı. Annesi elde avuçta ne varsa bonkörce savurmuş ve meteliksiz kalmalarına neden olmuştu. O sırada aileye abla Martha bakıyordu. Annesi Nermin’e sürekli olarak paralarının bittiğini, ablası Martha’nın kaynaklarının kuruduğunu, steno öğrenip bir yerde sekreter olmasını söylüyordu. Nermin ise itiraz ediyordu buna: “Sekreterlik gayet güzel bir meslek ama ben okumak istiyorum. Benim için okumak öyle büyük bir aşk ki muhakkak okumak istiyorum. Bunun Budapeşte’de mümkün olmayacağına kanaat getirdim.”

KIZ- ERKEK HERKES OKUSUN
Yıl 1936. O yıllarda Cumhuriyet Türkiyesi 14 milyonluk bir nüfustu. Avrupa’da ise her yerde otoriter, faşist rejimler ya da tutucu monarşiler hakimdi. Haberlerde Türkiye’de kız olsun erkek olsun çocukların parasız okula gittikleri yazıyordu. Kararını vermişti! Ve Nermin’in filmlere konu olacak yaşamı orada gerçekten “motor!” dedi. Türkiye’ye dönecek, Türkçe öğrenecek ve her şeye yeniden başlayacaktı! Budapeşte’yi terk etmeye karar verip yeni bir yaşam ve neredeyse yeni bir kimliğe kucak açmaya hazırlandığında ise henüz 14 yaşındaydı. Nermin’in rotası ise belliydi: İzmir’deki amca!

Bu rotanın ilk saptandığı noktayı sizlerle paylaşmak isterim. Çünkü bu kırılma noktası ya da cesaretin ta kendisi olan o adımı takip ederken “hayatı seçmenin ne olabileceğini” de çok net görüyorsunuz. Türkiye’nin ilk kadın siyaset bilimcisi, Türkiye’nin ilk kadın gazetecilerinden biri, Türkiye’nin ilk kadın senatörlerinden biri, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin ilk kadın asistanı, ilk kadın doçenti, ilk kadın kürsü kurucusu, basın yayın yüksek okulunun ilk kadın müdürü, Türkiye’nin uluslararası göç konusundaki en kayda değer ismi, kitapları yabancı dillere çevrilmiş, dünyanın her tarafında konferanslar, seminerler vermiş, 5 dil konuşan bir kadın… Aynı zamanda da annesi tarafından sahipsiz bir geleceğe terk edilmiş bir çocuk, İzmir’deki yengesi tarafından istenmemiş bir genç kız, mesafeli bir halayla büyümek durumunda kalmış biri. Tüm bunlara karşın hayatını seçmesini bilmiş bir kadın, karşısına dikilen talihsizlikleri iradesiyle alt etmiş bir insan… Bakın bu yolculuğa 14 yaşında nasıl başlamış:

“… Sonunda Türk Büyükelçiliği’ne gitmeye karar verdim. Ne anneme ne ablama söyledim. Gittim kapıcıya dedim ki ‘Ben büyükelçiyi görmek istiyorum.’ Şimdi o kapıcının insafını düşünün; nasıl bir adammış ki beni içeri aldı, yukarı elçinin karşısına çıkardı. O sırada Büyükelçimiz Behiç Erkin. Türkçe bilmediğim için ‘Almanca mı Fransızca mı konuşayım?’ diye sordum. ‘Fransızca konuş’ dedi. Ben de önce kendimi tanıttım, sonra mektebe girmek istediğimi ve bana destek olmalarını istediğimi söyledim. ‘Ben Türkiye’ye gideyim, orada okullar var, okumayı bırakmak istemiyorum’ dedim.”

İSTANBUL’A YOLCULUK …
Büyükelçiliğe tekrar gittiğinde eline gidiş için bir kimlik vesikası, üçüncü mevki tren bileti ve trende aç kalmasın diye restoranda yemek yemesi için kuponlar verildi. Bir de İstanbul’a vardığı zaman İstanbul polis müdürüne vereceği bir mektup! Biletini alıp çıktı binadan. Bugüne kadar sakladığı o biletin üzerinde 5 Kasım 1936 tarihi vardı.

Oradan çıktım annemin, ablamın karşısına dikildim ve dedim ki ‘Ben cumartesi günü Türkiye’ye gidiyorum.’ ”

Sözünü ettiği okuma idealiyle dağları delen bu kadın Nermin Abadan Unat’tı. Önce Türkçe öğrendi. Sonra liseye devam etti. Savaşın karanlık günlerinde üniversiteye gitti. Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra Ulus gazetesinde çalışmaya başladı. Derken bir adama çok aşık oldu. Evlendi onunla. Yavuz Abadan’la. Aşkı huzur dolu bir birliktelik biçiminde yaşadılar. Mülkiye’de ilk kadın hoca oldu. Anne oldu. Anneliği Nobel ödülü almaya eş buldu. Sonra eşini yitirdi. Savruldu ama yılmadı.

Yıllar yılları kovalarken yeniden evlendi. İlhan Unat’la ölçülü ve değerli bir birlikteliği oldu. Türkiye’nin inişli çıkışlı trafiğinde hocalığına, oğluna, dostlarına, öğrencilerine, şimdiki zamana, şimdiki zamanla birlikte tüm zamanlara, dünyaya, ülkesine ve yaşama olan sevgisini, inancını hiç terk etmedi.

Bugün umutlarını hala diri tutabilen biri o: “Türk toplumunun her şeye rağmen kadın-erkek farkına dayalı cinsiyet ayrımcılığını aşmış, çağdaş, rasyonel düşünceyi esas sayan, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte vatandaşlarımıza sunulan ve günümüz insan hakları anlayışına dayalı, eşitlikçi, paylaşımcı, demokratik bir düzeni muhafaza etmek için direneceğini ümit etmek istiyorum. Tabii aslında muhafazakar değerlerin ve dinin bu kadar güç kazanmasının nedeni ekonomide yatıyor. İşsizliği yenebilmek için büyük devletlerin hegemonya isteğine karşı koyabilmek gerek. Bir gün otomobillerin elektrikle yahut güneş enerjisiyle çalıştığı, şehirlerin rüzgar enerjisiyle ısındığı zaman, yani benim artık yaşamadığım zaman, dünyadaki ülkelerin karşılıklı pozisyonları A’dan Z’ye değişecek. O zaman dinler herhalde yine kalacak, fakat daha kişisel bir inanca dönüşecek sanırım.”

YENİ UFUKLAR AÇTI
Nermin Hoca bilgisi, umutları, inandığı değerler ve yaşam sevgisiyle hepimize birçok şey öğretti, hâlâ öğretiyor! Ben onu oldukça geç tanıdım. Bir yüksek lisans öğrencisiydim o sırada. Ders anlatırken bizlere açtığı ufuklar bir yana hemen her defasında onun gözlerine takılıp kalırdım. Bir insanda hem bu kadar sevecenlik hem de bu kadar güçlü ve sağlam durma yetisi bir arada olabilir miydi! Hiç unutmam yüksek lisansın ardından başvurup farklı dengeler yüzünden kabul edilmediğim bir doktora sınavından sonra bana bir mail yollamıştı: “Hayat böyledir” diyordu. “Sana daima tokat atacaktır. Ama her defasında devam etmelisin.”

Her seferinde devam ettim; neredeyse hayattan yediğim her tokatta onu hatırlayarak; neredeyse hayatın tokattan başka pek de bir şey olmadığını fark ederek! Bir üniversite hocası nasıl olmalıdır dendiğinde her seferinde adını en başta zikrederek, neşesini olduğu kadar kızgınlıklarını da hatırlayıp gülümseyerek. Sizi sevmesinin sizi eleştirmeyeceği anlamına gelmediğini bilerek (ne kıymetli bir tavırdır bu); ama o eleştirideki niteliğe, derinliğe, yapıcılığa, şefkate ve samimiyete de güvenerek. Onun gibi bir insanı tanımış olmak bu yoksul yaşamın bizlere sunduğu gerçek bir lütuftur.

Prof. Dr. Nermin Abadan’ın ilginç hayat hikâyesinin sivri noktalarını özetlemeye çalıştım.1996 yılında yayımlanan “Kum Saatini İzlerken“ (İletişim Yayını) isimli kitapta Nermin Abadan Unat hayatını yazmıştı.


Hayatını Seçen Kadın” başlığı ile yayımlanan söyleşide ise yazdıklarının dışındaki “zorlu ama renkli” yaşam hikâyesini anlatıyor.

– Naci KAPTAN


TurkishLibrary.us’ten bir Açıklama:  Yukarıdaki yazının orijinali ve tamamı 14.11.2013 tarihinde <http://nacikaptan.com/?p=7988> sayfasında Web ortamında yayınlanmıştır. Sn. Naci Kaptan’a bu değerli yazısını, TurkishLibrary.Us ile paylaşmış olduğu için çok teşekkür ediyoruz. 


KAYNAKLAR

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=20071142
http://vatankitap.gazetevatan.com/
http://www.milliyet.com.tr/nermin-abadan-unat/gungor-uras/ekonomi/yazardetay/17.10.2010/1302567/default.htm

 

17 Şubat 2018, Turkish Library & Museum” | http://www.turkishlibrary.us ;  New York merkezli STK/NGO statüsünde ki  “The Light Millennium” (2001) Organizasyonu bünyesindedir.